ÖZ’DEN SÖZE, SADIR’DAN SATIRA…

ÖZ’DEN SÖZE, SADIR’DAN SATIRA…

Söze teslimiyetle girmek gerekir, mezara girer gibi her şeyi ardında bırakarak girilir söze. Enfüs’ten Âfak’a bir kova su ile uğurluyorum nasibini arayan kelimelerimi; iyi ağırlayın olur mu? Issız bir sahilin kenarından izsiz bir okyanusa yelken açmış satır ve dizelerimi…

Gönül kefesinden itina ile seçilen kelimelerin sadırdan satıra seferidir yazmak. Sadırdan sudûr eden sözler eğilmezler, nokta kadar menfaate virgül kadar bile eğilmezler. Gelişigüzel yazılmış cümleler ise kelimeler adedince intihar içerir.

Söze hükmetmek değil, sözün hükmüne girmenin zamanıdır yazma vakti. Amansız seherlerde ansızca kan ile yazılan aşığın ahdi. 

Öylesine sancılı, onlarca Ahh’ın sonucu eyvah edip yazmak. Şairin şiarı olan Eyv’Allah ile. 

Yazmak, yazanın doğum sürecidir. Her harfin kalpten kaleme, kalemden kâğıda intikali bir doğumdur. Doğan her kelime gibi yazar da tekrar doğar, yeniden dirilir adeta. Bir dirilişin muştusudur yazmak. 

Her başlangıcın sonu işaret ettiği gibi her doğum da ölümün elbet bir gün geleceğinin habercisidir. Doğmuş her kelimenin ölümü hatırlatan muhabiri ise son nefestir. Ezel ile ebed arasında karşılığını bulmamış/bulamamış, hakkı ile anlaşılmayan özden gelen her söz, ölüm kamçısıyla ruhunu teslim etmeye mahkumdur. 
***
Anlaşılmamak, öldürür; bıçak darbeleriyle kalemle yarenlik edeni. 
Anlaşılmamak, celladıdır anlaşılmayı bekleyen her cümlenin.
Anlaşılmamak, infazıdır edebiyatın. 
Edebi yâd edememek katleder yazılanı; ardından yazar diye anılanı…
***
Anlaşılmak ve anlaşılamamak arasındaki an ise sözler ve yazar için ömürdür: evvel ve ahirdir, hayat ve ölümdür. Haşir günüdür onlar için. Anlayış vakti sırattan geçme anıdır; cennet ya da cehenneme varan son için.

Anlamak için yazar insanoğlu. Anlatmak için yazar. Anlaşılmak için yazar.
***
İnsanın içinde bir boşluk olacak ki doldurabilsin orayı. 
Okuyup dolacak insan, dolacak ki taşmamak için yazabilsin. 
Taşmamak için yazacak insan, yazacak ki bilebilsin;
Yazmak demlenmektir, yazacak ki demlenebilsin.
***
Yazmak toprağa tohum atmaktır. Yazılanlar hem yazanı hem de okuyanı sularlar. Sularlar ki tohumlar büyüyüp bitki olabilsin. Ardından daha da büyüyüp ağaç olabilsin. Fikri, zihni ve kalbî olarak temaşa edilenler ise gün gelip ağacın kabuğu olacak, ağacı güçlü kılacak, onu dışardan gelen darbelere karşı koruyacak. Bir gün olacak o diri ağaç çiçek açacak. Sonra o ağaç hâl ve kâl lisanı ile meyve verecek. Gün gelecek bir cana gölge olacak. O ağacı kesmeye gelen o ağaçta, o ağaçla dirilecek…

Unutulmamalıdır ki toprağa atılan her tohum orada kalsın diye değil, toprağı bin bir zorluklarla delip filizlensin diye atılır. Yazarın sözlerle atacağı her tohum da bir gönülde filiz verir ve gün gelir hasadına gün sayar adeta. 

Haliyle insanlardan farklıdır kelimeler, varacağı yeri bilir ve bulurlar. İnsan ise çoğu zaman kaybetmiştir kendini; nadan olan aklının limansız kaldığı okyanusunda. Kendini bulabilmesi için önce kendini kaybettiğini anlaması gerekir insanın. Kaybolduğunun farkına varması gerekir. Fakat insanoğlu, kaybolan her şeyini kolayca anlar da zamanla ağır ağır kendini kaybettiğini bir türlü anlayamaz…

Anlayabilene ‘‘Aşk’’ olsun…

En güzel sözlere özne olmanız dileğiyle. 

YORUMLAR

Ben robot değilim seçeneğini işaretleyin.

  • Hayrullah Dilmac   9 Ağustos 2021 Pazartesi
    Kalemine, yüreğine ve diline sağlık .Cahit zarifoğlu üstada refik olma yolundasın evlat.. kalemin daima hakka vuslat eylesin.. başarılar geñç hamurkâr...
    Ben robot değilim seçeneğini işaretleyin.