COVİD-19 PANDEMİSİ SÜRECİNDE UZAKTAN EĞİTİM

COVİD-19 PANDEMİSİ SÜRECİNDE UZAKTAN EĞİTİM

Çin’in Wuhan şehrinde 2019 yılının Aralık ayında ortaya çıkan yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınının bütün dünyaya yayılması nedeniyle 2020 yılının Mart ayında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi ilan edilmiştir. Çin’de ortaya çıkan ve kısa zaman içerisinde bütün dünyayı saran bu olay ile ülkeler büyük değişimler yaşamaya başlamıştır. Özellikle kapitalist ekonomi modelinin hâkim olduğu modern ülkeler deyim yerindeyse alt üst olmuştur. Başta; G-8 (Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Rusya), G-20 ve OECD ülkeleri olarak tanımlayabileceğimiz bu ülkeler Covid-19’dan en çok etkilenen ülkeler olmuştur. Son dönemde; iletişim ve ulaşımda yaşanan köklü ve hızlı değişiklikler bu süreci hızlandırmıştır.

Ayrıca günümüz yaşam koşullarının (suni besinler, obezite, hareketsizlik, hazır gıdalar vb.) getirdiği sağlıksız koşullar hastalığın etkisini daha da artırmıştır. Bununla birlikte Covid-19 virüsünün yayılmasını yavaşlatmak ve hastaların daha kısa sürede sağlıklarına kavuşmasını sağlamak için pek çok ülkede olağanüstü tedbirler alınmış, birçok kamusal alan kapatılmış ve sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir. Bu nedenle alınacak tedbirler kapsamında; DSÖ tarafından okulların tatil edilmesi de tavsiye edilmiştir. Ülkeler kendi koşullarını göz önünde bulundurarak farklı tarihlerde okulları tatil etmiştir.
Türkiye’de de 23 Mart 2020 tarihi itibariyle bütün kademelerdeki okullar tatil edilmiştir. Fakat yaşamın bir zorunluluğu olan iş ve eğitim hayatının da devam etmesi gerektiği bir gerçektir. Bu nedenle bu zamana kadar kullanımı yaygın olmayan bilişim çözümleri ve eğitim yöntemleri ön plana çıkmıştır. Uzaktan çalışmaya ve uzaktan eğitime yönelik pek çok yazılım ve donanım Covid-19 pandemisi sürecinde yüksek talep görmüştür. Pandemi sürecinde eğitim kurumlarının  tüm kademelerinde uzaktan eğitime geçilmiştir. Bu süreç uzaktan eğitimin anahtar rol alabileceğini göstermiştir. Uzaktan eğitim artık bir tercih değil mecburiyet olmuştur.

Hakeza salgının etkisini kaybetmeye başladığı 2020’nin yaz aylarında; Harvard Üniversitesi, Cambrigde Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi, California State Üniversitesi gibi dünyadaki pek çok saygın üniversite 2021’de de öğrenimlerine uzaktan eğitimle devam edeceklerini ilan etmiştir.
Ülkemizde de durum farklı değildir. YÖK 2020-2021 eğitim öğretim yılında da uzaktan eğitimin önem kazanmasına yönelik kararlar almıştır. Uzaktan eğitim merkezi olmayan devlet üniversitesi kalmamıştır. Ayrıca uzman personel istihdamı için üniversitelere ek kadrolar ihdas edilmiştir. Üniversitelerin uzaktan eğitim bütçeleri arttırılmıştır. Bununla birlikte öğretim üyelerinin ve öğrencilerin uzaktan eğitim faaliyetlerine yönelik pek çok araştırma da üniversitelerimiz tarafından yapılmaktadır. Bu çalışmaların yükseköğretimde uzaktan eğitim hizmetlerinin verimliliğini arttıracağı ve nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca Covid-19 pandemisi benzeri durumlarda eğitim süreçlerinin kesintiye uğramamasına yardımcı olacaktır. YÖK’ün aldığı bu kararlar doğrultusunda ülkemizdeki bütün üniversiteler 2020-2021 eğitim öğretim yılının uzaktan eğitim ile devam etmesine karar vermişlerdir.

Uzaktan eğitim artık bir tercih değil mecburiyet olmuştur.


Okul öncesi, ilk ve orta öğretim kademelerinde de durum farklı değildir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), pandemi süreci ile başlayan uzaktan eğitime önceki yıllardan edindiği tecrübelerle hızlı bir şekilde uyum sağlamıştır. MEB uzun yıllardır Açık Öğretim Okulları ile ortaokul ve lise düzeyinde diplomaya yönelik uzaktan eğitim hizmetleri vermekle birlikte örgün eğitime devam eden öğrencilere de Eğitim Bilişim Ağı (EBA) vb. araçlarla uzaktan eğitim hizmetlerini yürütmektedir. 1950’li yıllarda görsel ve işitsel eğitim aracı geliştirmek amacıyla kurulan şimdiki adı ile Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, uzun yıllar televizyon ve radyo üzerinden uzaktan eğitim faaliyetleri yürütmüştür. Bu birikim ve deneyim pandemi sürecinde de hızlı bir değişime zemin oluşturmuştur. 


Okulların tatil edilmesinden hemen sonra Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ile MEB ortaklaşa EBA TV adında 3 televizyon kanalı kurmuş, internet erişimi olmayan öğrenciler için televizyon üzerinden eğitim sürecine devam etmiştir. Bu yatırım dünyada sayılı ülkede yapılabilen bir durumdur.
Fakat sadece televizyonla tek başına uzaktan eğitimi verimli bir şekilde sürdürebilmek pek mümkün değildir. Bundan dolayı önümüzdeki yıllarda öğrencilerin internete erişimlerinin ucuz olarak sağlanması ve yeterli teknik alt yapıya sahip olunması vazgeçilmezdir. 2020-2021 eğitim öğretim döneminde de kısıtlı olarak yüz yüze eğitime başlanması kararı alınmakla birlikte uzaktan eğitim halen önemini korumaktadır. Zira seyreltilmiş eğitim sürecini tamamlamak için gerekli olan alt yapıyı ancak uzaktan eğitim ile sürdürebiliriz.  


Uzaktan eğitim kavramı uzun yıllardır eğitim alan yazımında kullanılan bir kavramdır. Kelime karşılığı olarak bakıldığında; eğitim sürecinde öğrenen ile öğreticinin mekânsal olarak uzak kalmalarından kaynaklandığı görülmektedir. Fakat bu kavram sadece eğitim sürecinde mekânsal uzaklık engelinin ortadan kaldırılması ile sınırlı değildir. Öğrenen ile öğreticinin kısmen farklı zamanlarda eğitim sürecine devam edebileceğini de ifade etmektedir.
Dünyada ve ülkemizde mektupla öğretim olarak başlayan uzaktan eğitim faaliyetleri günümüzde bilgisayarlar, akıllı telefonlar ile tabletler gibi mobil araçlarla çok daha etkili bir şekilde yapılabilmektedir. Artık öğrenciler ve öğretmenler okullara gelmeden, saatlerce sınıflarda kalmak zorunda olmadan, zaman ve mekân esnekliğini kullanarak uzaktan eğitimle öğrenme süreçlerini gerçekleştirebilmekteler. Fakat bu süreç içerisindeki en büyük endişelerden biri öğrenci-öğrenci ile öğrenci-öğretmen arasındaki yüz yüze etkileşimin az olmasıdır. Pek çok araştırmacı uzaktan eğitime etkileşimi dâhil etmenin yollarını aramaktadırlar. Sanal gerçeklik gözlükleri gibi yakın zamanda ortaya çıkan ve yaygınlaşan yeni teknolojilerle uzaktan eğitimde yüz yüze iletişimin daha da etkili olacağı düşünülebilir.


Şimdilerde; uzaktan eğitim faaliyetleri yaygın olarak örgün eğitime destek niteliği taşımaktadır. Örgün eğitim geleneksel yaşam anlayışımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Uzaktan eğitimde de teknolojinin gelişimi ile kademeli bir gelişim süreci gerçekleşmiştir. Uzaktan eğitim, senkron (eş zamanlı) ve asenkron (eş zamanlı olmayan) araçlarla gerçekleştirilebilir. Uzaktan eğitim uygulamalarının geçmişine baktığımızda çoğunlukla asenkron araçların kullanıldığını görmekteyiz. Asenkron etkileşimin sağladığı en temel fayda öğrencinin her zaman ve her yerde eğitime ulaşabilmesidir. Senkron etkileşimde ise anlık ses ve/veya görüntü akışının gerçekleşmesi ve anında geri bildirim alınabilmesi söz konusudur. Her iki etkileşimde de amaç öğrencinin uzaktan eğitim ve öğrenme sürecine aktif olarak katılmasıdır. 


Bununla birlikte geleneksel yaşam biçimimiz değişen yeni dünya düzeni ile birlikte değişmek zorundadır. Fakat insanlar korunma dürtüsü ile genel olarak muhafazakâr bir tutum sergilemektedir. Dolayısıyla bu durum değişimi yavaşlatmaktadır. Ancak olağanüstü olaylar değişimi hızlandırabilir. Doğal afetler, salgınlar ve savaşlar bunların başındadır. Uzaktan eğitimde de teknolojinin gelişimi ile kademeli bir gelişim süreci gerçekleşmiştir. 2020 yılında 62 ülkede 30.283 öğrenci ile yapılan bir çalışmada Covid-19 sürecinde uzaktan eğitime geçen üniversite öğrencilerinin memnuniyetleri araştırılmıştır. Öğrencilerin çoğu evde kalmak ve sosyal mesafe koymak gibi zorunlu tecrit kurallarının dışında öğrenimlerini uzaktan eğitimle devam etme konusunda memnun olduklarını göstermiştir. Dijital öğrenme araçları ile uzaktan eğitim artık; mekândan ve zamandan bağımsız, öğrenenin öğrenme hızına ve öğrenme stiline göre ilerleyebildiği bir eğitim modeli olmuştur. Fakat bunun doğru gerçekleşmesi için bazı koşulların sağlanmasına ihtiyaç vardır. Aksi halde yaşanan sorunlar bu modele mâl olmaktadır. Bu koşulları 4 ana başlık altında toplayabiliriz. 


Birincisi altyapı; teknolojik yazılım ve donanım yeterli düzeyde olmalıdır. Hem öğrenme sürecini gerçekleştiren kurum, hem öğretici hem de öğrenci açısından yeterli donanım ve erişim hızı bulunmalıdır. Öncelikle uzaktan eğitim sürecini gerçekleştirecek kurumun, hitap ettiği hedef kitle nispetinde güçlü bir teknolojik alt yapıya sahip olması gerekmektedir. Tabi ki bu altyapının yönetilmesi de profesyonel kişiler tarafından gerçekleştirilmelidir. Bununla birlikte öğrenme sürecini uzaktan gerçekleştirecek öğreticilerin de evlerindeki iletişim ve cihaz alt yapısının da sorunsuz çalışması gerekmektedir. En önemlisi de öğrencilerin uzaktan eğitim sistemine erişmeleri için cihazlarının bulunması ve iletişim alt yapılarının da yeterli olması gerekmektedir. Tüm bunlardan birinde bile bir aksaklık olması uzaktan eğitim sürecini bütünüyle etkileyecektir.


İkincisi içerik; kullanılacak müfredat, yazılı, görsel ve işitsel kaynaklar uzaktan eğitimin felsefesine uygun olarak sunulmalıdır. Pandemi sürecinde uygulanan uzaktan eğitim müfredatı ve içerikleri tamamen yüz yüze eğitime göre, bir eğitici eşliğinde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Oysaki uzaktan eğitimde durum farklıdır. Eğitim sürecinde çoğunlukla öğrenenlerin yanında bir öğretici yoktur. Çevrimiçi olarak adlandırılan sanal sınıf uygulamalarında ise öğretici olmakla birlikte sınıf yönetimi ve öğretim metodolojisi yüz yüze eğitimden farklı olmalıdır. Örneğin; öğretmen öğrencilerden sözlü ve/veya sözel olmayan geri dönüt almak istediğinde zorlanacaktır. Çünkü teknolojik araçlar şu an için bunu karşılayacak kapasitede değildir. Bunun yerine önceden hazırlanmış kısa cevaplı geri dönüt sorularını (çevrim içi anket) kullanarak öğrenme sürecini takip edip, öğrenciyi derse dâhil edebilir.
Üçüncüsü öğretici; eğitim sürecini gerçekleştirecek öğreticiler uzaktan eğitim yöntemlerini iyi bilmeli ve verimli olarak kullanacak düzeyde olmalıdır. Öncelikle öğreticilerin asgari düzeyde bilişim okuryazarı olmaları beklenmektedir. Zira uzaktan eğitim süreçlerinin çoğunluğu bilişim teknolojileri üzerinden gerçekleşmektedir. Fakat bu beceriler yeterli değildir. Uzaktan eğitim de bilişim araçlarını kullanarak farklı öğretim etkinlikleri yapmak gereklidir. Bunları öğreticilerin bir formasyon ile kazanmaları şarttır. Öğretmenler; öğrenme materyallerini en son bilimsel gelişmelere göre kısa sürede güncelleyebilirler. Kendilerini geliştirmek için de uzaktan eğitimi kullanabilirler. Uzaktan eğitimin etkili olabilmesi için; içerik, alt yapı ve uzaktan eğitime uygun yeni öğrenme ve öğretme stratejileri geliştirmelidirler. 


Dördüncüsü ise öğrenen; değişen çağda nesillerin de alışkanlıklarının ve bakış açılarının değiştiği aşikârdır. Z kuşağı olarak adlandırılan günümüz gençlerinin dijital yaşam becerilerine yatkın olduğu bilinmektedir. Fakat bu durum beraberinde bazı çatışmaları da doğurmaktadır. İletişim ve ulaşımdaki hızlılık Z kuşağının amaçlarına ulaşmadaki hız isteğini de getirmiştir. Bu durum Y kuşağı olarak adlandırılan öğretici konumundaki insanlar tarafından sabırsızlık ve doyumsuzluk olarak adlandırılmaktadır. Z kuşağının kişilerarası etkileşime ihtiyaç duymadan bağımsız öğrenme istekleri fazladır. Öğrendiklerini uygulamak için başkalarının yapmasını izlerler. Youtube’a olan ilginin altında yatan sebeplerden biri de budur.
Oysaki bu farklılıkları bilip gözeterek daha uyumlu bir süreç tasarlanabilir ve yönetilebilir. Uzaktan eğitim süreçlerinin de bu şekilde yeniden tasarlanmasına ve yönetilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. 


Ayrıca öğrenenlerin uzaktan eğitim süreçlerini etkili yürütmeleri için öncelikle bazı becerilere sahip olmaları gerekmektedir. Aktif öğrenme, öz disiplini sağlayabilme, içsel motivasyonu güçlendirme, zaman yönetimi, aktif öğrenme, kendini ifade edebilme, teknolojiyi kullanma, problem çözme, kritik düşünme, yaratıcı düşünme, analitik düşünme becerileri bunlardan en önemlileridir. 


Öğrenenler için temel becerilerin öğrenilmesinde ve geliştirilmesindeki öncelikli faktör uzaktan eğitime yönelik tutumdur. Tutumları belirleyen bakış açısı ve algıdır. Bakış açısı geçmiş yaşantılar ve deneyimlerle şekillenir. Algıları yönlendiren ise ortamdır. 


Ortam; içinde bulunduğumuz ve etkileşime girdiğimiz her çeşit öğedir. Uzaktan eğitime karşı tutumu belirleyen de bu aşamada katıldıkları uzaktan eğitim faaliyetleri olacaktır. Bu çerçevede baktığımızda uzaktan eğitimin önemi ve etkisi daha da ortaya çıkmaktadır. Fakat Covid-19 pandemisi sürecinde uzaktan eğitime çok hızlı bir geçiş yapılması beraberinde doğal olarak pek çok sorunu getirmiştir. Yeterli alt yapının bulunmayışı, alanda uzman personelin azlığı, içerik eksikliği ve en önemlisi öğrenen ve öğretenlerin yeterli hazır bulunuşluğa sahip olmayışı sayılabilir. Bu sorunlar uzaktan eğitime yönelik algıyı da etkilemektedir. Oysa ki yüz yüze eğitim ortamlarında da  benzer sorunlar ve şikayetlerle karşılaşmak mümkündür. Bu durumda uzaktan eğitimi toptancı bir anlayışla reddetmek ya da yüceltmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Asıl olan uzaktan eğitimi bir yöntem olarak görüp ihtiyacımızı karşılamak için kullanmak ve eksiklerini tamamlayarak yolumuza devam etmek olmalıdır.


YORUMLAR

  • Henüz yorum yazılmadı