MASALSIZ ÇAĞ

MASALSIZ ÇAĞ

Türk mizahının büyük bilgesi Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır. Bir gün bir minarenin dibine gelir, etrafındakiler “Hoca, buna ne derler?” diye sorarlar. Hoca da “Ne olsa gerek? Yaş kuyudur, güne karşı asmışlar, kurutuyorlar.” der. Nasrettin Hoca, kuyu ile minareyi, Türkçemizdeki bir tabirle yani “ters yüz” kavramıyla açıklamış oluyor. Yahut bir başka örneklemeye başvuralım. Hani çocuklar giysilerinin yüzünü tersini, önünü arkasını bilmezler, ayakkabılarının çoraplarının ve giysilerinin kol ve bacak kısımlarının sağını solunu şaşırırlar ya, işte öyle! Hatta bir de yokluk zamanında bazı giysilerin mesela gömleklerin yakaları ters yüz edilir, bir müddet de öyle giyilirdi ve eski elbiselerin ters yüz ettirilmesi terzilik mesleğinin de başlıca işlerindendi. Masalı tanımlamak için verdiğimiz bu iki örnek, eskilerin “her şey zıddıyla kaimdir” dedikleri düşünceyi yansıtıyor. Masal da öyle! Masal ile çocuk dünyası birbirine ne kadar yakışıyorsa çocuk ile serbest ve özgür bir hayal dünyası da o kadar birbirine yakışıyor. Yani dünyayı yetişkinlerin aksine ters yüz etmek de çocukluğa dâhildir. Masal belki de tam da bu özgürlük alanında var olan bir anlatı türüdür. Nasıl gerçeğin karşıtı rüya ve hayal ise klasik anlatıların tersi de masaldır. İnsan, hayalsiz ve rüyasız yaşayamadığı gibi masalsız da eksik kalır. Özgür zihnin ve yaratıcı zekânın kanatları kırılmış olur, zira “insan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar”. Huzursuz edici gerçeklerin zorbalığına karşı bir sigortadır masal…

Masal, aklın ölçüp belirlediği zamandan bağımsızdır, özgürdür, zaman dışıdır, zaman ötesidir ve hatta zamansızdır. Bu yüzden her masal “evvel zaman içinde” diye başlar, ama hemen “kalbur saman içinde” denilerek zamanın tarihselliği, çizgisel niteliği ters yüz edilir. Bu zamansızlık içinde bir çocuk annesinin beşiğini tıngır mıngır sallayabilir, böylece toplumsal roller de ters yüz edilir. Ters yüz etme mantığıyla üç ay gece üç ay gündüz yürüyen masal kahramanlarının aslında “bir arpa boyu yol almış” olması, zamansal ölçütlerin göreceliğini çarpıcı biçimde ortaya koyar. Masal bir karnavaldır, burada her şey alışıldık seyrinden çıkmıştı. Her türlü yasa ve yasak askıdadır, gerçeklerden kaçış ve özgürlük alanıdır masal. Masalda şimdiki zaman kaldırılır, evvel zamana eklemlenir, hatta gelecek zamana remil atılır, öylesine bir geniş zamandır zaman… Masal elbette tarih de değildir, herhangi bir biçimde akıl veya muhakeme ile anlaşılma ve algılanma kaygısı gütmez. Masal, hayali harekete geçirmeyi ya da hayalde var olanların dışavurumunu esas alan bir anlatıdır. Masal rüyaya geçmenin, hayale dalmanın eşiğindedir. O yüzden masal dinleyenler masalın dünyasına dalıp giderken uykuya da dalıp rüyalarında masalı yaşamaya devam ederler.

Evet, masalda olaylar, zaman, varlıklar ve mekân gerçek dışıdır ama sonuçta dinleyene verilen mesajlar yani değerler son derece hayatın içinden şeylerdir. Masal bir değerler aktarımı aracıdır, toplumsal dokunun sağlıklı olarak sürdürülebilir olması için gereken erdemleri yeni kuşaklara aktarır. Tıpkı oyun gibi… Çocukların dünyayı algılayışları nasıl oyun üzerinden gerçekleşiyorsa mensup olduğu kültürün kodları da masal aracılığıyla benimsenir. Başka bir ifadeyle çocuğun öz işi oyun, öz gerçeği de masaldır, tabii her daim çocuk kalanların da…

Günlük dilde gerçeğin tam karşısında konumlanır masal sözü… Biraz olumsuz anlam içerse de masal gerçeğin dışı, ötesi veya üstüdür. Ama zaten insanın doğasında “gerçek” kadar masala yani hayale de ihtiyaç vardır. Çevremizi kuşatan ve algı dünyamızı saran dijital çağda her şeyin aşırı görselleşmesi zaten hayal dünyamızı kısıtlayıcı bir yapı taşıyor. Görsel ve işitsel uyarıcıların kalabalığı hayal dediğimiz tasarlama gücümüzü neredeyse yok ediyor ve bu durum insanı “robot”laşma sonucuna doğru götürüyor. Özgür zihinleriyle hayale yatkın olarak yetişmesi gereken çocuklar, okuma ve dinleme yöntemiyle geliştirmeleri gereken hayal kurma yeteneklerini geliştiremeden ve hatta keşfedemeden büyüyüp gidiyorlar. Bu dil ve ifadeye de yansıyor, derdini anlatamayan, kendini ifade edemeyen kuşaklarla karşılaşıyoruz. Masalsız bir çocukluğa eşlik eden kitapsız bir hayat, gelecekteki en büyük tehlike olarak beliriyor.

Artık gelenekteki kültür aktarım ortamları kayboldu, geniş ailede, mahallede, köyde masal anlatıcısı nineler devri bitti. Dijital çağ insanları aynı ortamda bulunsalar dahi ayrıştırdı, uzaklaştırdı. Aile içi bireyler dahi birbirine körleşti. Bu durum aslında bir kopuştur, geleneğin sürekliliğinin sonudur. O halde bu açığı kapatmak için masal okuma, dinleme, izleme yolları bulunmalıdır. Bu sorumluluk, artık toplumun doğal ve geleneksel ortamlarında yürütülmediğine göre örgün eğitim kurumlarındadır, formal biçimde de olsa eğitim kurumlarımızda masal anlatma ve dinleme ortamları üretilmelidir. Bu yönde çabalar görüyor olmamız elbette çok sevindiricidir.

Belki eski zaman masallarında yer alan pek çok hayali ögenin bugün gerçek hayatta var olduğu söylenebilir. Hatta biraz daha ileri giderek masalı, geri toplumların ileri tasarımlarının anlatısı olarak da düşünebiliriz. Bu bağlamda düşünürsek elbette teknolojiden mahrum eski insanın hayal dünyasındakilerinin büyük bir kısmının bugün gerçeğe dönüştüğünü söyleyebiliriz. Ama unutulmamalı ki hayal sınırsız bir âlemdir, insanın bugünkü konumu belki geleceğe göre çok geri bir noktada olabilir, bunu bilemeyiz. Ayrıca bu denli teknolojik ve realist bir dünya insan ruhunu fazlasıyla bunaltmıyor mu? İnsanlar eskiden daha çok viral hastalıklarla uğraşırken yeni zamanlarda ruhsal sorunlar daha ön plana çıkmıyor mu? Otomatlaşmaya başlayan bedenimizi artık taşıyamaz hale gelmiş olan ruhumuzu genişletecek, ferahlatacak, mana âleminin kapılarını aralayacak anlatılara ihtiyacımız her zamankinden daha fazla değil mi?

Dijital teknoloji çağını ve bu çağda yaşayan çocuklarımızı masalsız ve hayalsiz bırakmamak gerekir. Kaldı ki masal, sadece geleceğe yönelik bir kurgulama da değildir, aynı zamanda günümüzün ruhumuzu inciten dünyasından bir kaçış, sorunlarımız karşısında bir teselli olarak da değerlidir. Masalın tehlikesiz bir ortamda yaşattığı ve öğrettiği hayret, korku, kaygı, endişe, merak, heyecan, sevgi gibi nice insani duygu ise hiç değişmeden varlığını sürdürüyor. Masal kendimizi aşmanın, ruhumuzu doyurmanın fantastik bir oyunudur. Her masal gerçeküstü varlıkların rol aldığı olaylardan idealist bir son üretir, sonunda herkes muradına erer, iyilik ve iyiler kazanır, anlatıcı ve dinleyiciye de gökten düşen üç elmadan biri düşer… Masal varsa umut hep vardır…

YORUMLAR

  • Sevilay Sekman   10 Mart 2021 Çarşamba
    Bu sayıda saygıdeğer hocam Ali DUYMAZın yazısını okumak çok güzeldi.Emeği geçenlere teşekkür ederiz.
  • Engin EMEN   15 Mart 2021 Pazartesi
    Kıymetli Hocam; dergimize yaptığınız katkıdan dolayı çok teşekkür ediyorum. Yazınızı büyük bir keyifle okudum. Saygılarımla.