SAİD HALİM PAŞA BİR ISLAH DÜŞÜNÜRÜNÜN HAYATI DÜŞÜNCESİ VE ESERLERİ

Modern Türk İslam tarihine baktığımızda birçok meşum hadiselerle ve çok boyutlu buhranlarla karşılaşırız. Temel nedeni kimlik sorunu olan bu buhranlara karşı düşün hayatımızda birçok düşünür belli başlı tespitler ve cevaplar geliştirmişlerdir. Bu düşün hayatımızın bir siması vardır ki kendisini bir çok vasıfla ve tecrübeyle diğerlerinden öne çıkarır. Nispeten kendi içerisinde çok daha tutarlı bir düşünce sistemi geliştirir. Bu kişi tahlilini yapacağımız kitabın ele almış olduğu Said Halim Paşadır. Vahdettin Işık tarafından kaleme alınan bu eser son yüz elli yılımızın en önemli İslamcı düşünce adamlarından birisi olan paşanın hayatından bahsederek kitaba giriş yapıyor. Şimdi gelin ehemmiyetinden vurgulu bir şekilde bahsettiğim Said Halim Paşa’nın hayatını kitabı referans alarak inceleyelim.

19 Şubat 1964’te o zamanlar Kavalalı hanedanlığının, Osmanlı’ya şeklen bağlı bir şekilde yönettiği Kahire/Mısırda Kavalalı hanedanının veliahdı olan bir babanın evladı olarak dünyaya gelir. Babası Hidiv olamayınca 6 yaşındayken ailesi ile İstanbul’a gelirler. Küçük yaştan itibaren özel eğitime tabi tutulur ve 15 yaşında İngilizce, Fransızca gibi batı Arapça, Farsça gibi doğu dillerini öğrenmiş bir şekilde üniversite eğitimi için İsviçre’ye gider. Orada siyaset bilimi dersleri aldıktan sonra vatana döner. Kısa süre içersinde devletin önemli kademelerine gelir. Bir müddet sonra aleyhindeki jurnaller dolayısı ile sürülür ama İttihat ve Terakki’nin istibdat rejime darbesini hallinden sonra tekrar İstanbul’a gelir. Önce vezirlik sonra da sadrazam olan Mahmut Şevket Paşanın cinayete kurban gitmesinden sonra sadrazamlık makamına gelir. Hükümete gelmesinden kısa süre sonra oldubittiyle Osmanlı Devleti birinci dünya savaşına girer. Kendine danışılmadan savaşa girmesi üzerine istifasını padişaha sunar, lakin padişah; paşanın yüksek olgunluk ve devlet ahlakı dolayısı ile onu İTC ile arasında bir köprü olarak gördüğü için istifasını kabul etmez ve Paşa da bunu büyük bir olgunlukla kabul edip istifasını geri çeker. Savaş sonrası itilaf güçlerinin İstanbul’u resmi işgalinden sonra tutuklanması gerekenler listesinin başlarındadır Said Halim Paşa. Ermeni Olayı ve Savaş suçlusu gibi ithamlardan beraat eden paşa Malta’ya sürülür. Malta’da boş durmaz ve bir çok eser yazar. Sürgün cezası biten Paşa İstanbul veya Mısır’a gitmesinin engellenmesi sonrası Roma’ya gider orda bir konak kiralar ve orda hayatını idame ettirmeye başlar. Lakin Milli mücadelenin başlaması üzerine bu harekete büyük bir maddi yardımda bulunacağı duyulunca Ermeni çete üyesi Şıracıyan tarafından konağının önünde şehit edilir.

Yazar hayat hikâyesini anlattıktan sonra bizlere, şahsiyeti düşünceleri ve eserleri hakkında farklı bölümlere ayrılmış bir şekilde doyurucu bilgiler sunar. Yazara göre aslında Said Halim Paşa’yı zamanının ve hatta günümüzün İslamcı düşünürlerinden ayırt eden en önemli hasletler aslında yukarıda geçen hayat hikâyesinde yer alır. Öncelikle kendisi bir asilzadedir, soylu bir ailede dünyaya gelmiştir. Saniyen, kendisi daha küçük yaşta köklü bir tahsilden geçmiş ve devamında Avrupa’nın göbeği İsviçre’de -ki İsviçre konum itibari ile çok önemlidir- yüksek öğrenimini sürdürmüş böylece de batıyı kurumsal,  toplumsal ve düşünsel açıdan zamanının fikir adamlarının aksine yüzeysel veya görmemişçesine değil ilmi ve derin bir şekilde tanımıştır. Bu iki hasletin yanında en önemli iktisabı ise devletin yönetim hiyerarşisinin önemli noktalarında, aşağıdan yukarıya liyakat üzere yükselmesidir. Bu tecrübeler onu pişirmiş ve olgunluğa eriştirmiştir. Bu yüzden içinde tutarlı, iç ve dış âleme karşı dengeli, soğukkanlıdır, ilimsel veçheye sahiptir. Şimdi gelin Paşanın düşünce dünyasını ve eserlerini kısaca ele alalım. 

Said Halim Paşa, muasırları olan İslamcılar gibi İslam dünyasının içine düşmüş olduğu sıkıntıların nedenlerini ve nasıl çözüme kavuşacağını kendi kavram ve sistemi ile bir tutarlılık dairesinde izah etmeye çalışmıştır. Karşımıza çıkan ilk ve önemli kavram inhitattır. Tarihi ve toplumu ilerlemeci olarak gören pozitivistlerin aksine Prens Said Halim, İslam âleminin menfi vaziyetini geri kalmak ile değil irtifa kaybetmekle açıklamıştır. Bu inhitatın nedenleri ise başlıca; bilinçsiz batılılaşmak, öz değerleri tanımamak ve aşağılamak, İslam’ın evrensel mesajını kavmiyetçi bakış açısına indirgemek, aydınların halktan kopuk olması ve amansız bir batı taklitçiliği olarak sıralayabiliriz. Yazara göre Prens Said Halim, aydınlara büyük bir rol biçmiş ancak ve ancak aydın toplum bütünleşmesi ile toplumun inhitatının önüne geçileceğini belirtmiştir.  O, aydını, vücut olan toplumun beyni olarak sıfatlandırıyor ve ikisini birbirine bağlı birbiri olmadan işlevsiz olarak tanımlıyor. İslam’ın evrensel mesajının, kavimlerin İslam öncesi müktesebatılarınca yorumlanıp daraltılıp kavmi duygularla hareket edilmesi de İslam toplumunu inhitata erdiren bir sorundur. Çünkü evrensel olan İslam mesajı, yerel mahalli birikimlerle içerisine hurafeler ile mahallileştirilmişve özünden ırak olunmuştur. Bir başka sıkıntı, eurocentric (Avrupa merkezli) yaklaşımdır. Evet batı gelişmiş her açıdan mükemmel bir progress (ilerleme) sağlamış olabilir ve bu ilerlemeye ayak uydurulması gereklidir. Ancak bu ilerlemenin nedenleri üstünkörü taklitçi yaklaşımla değerlendirilmemelidir Paşa’ya göre. Zira devrinin batıcılarının iddia ve tekliflerine göre kültür transformasyonuna geçilmeli ve elde ne varsa yıkılıp batıdan külli açıdan bir ithaline geçilmelidir. Paşa ise Avrupa’nın değer algısının bizim toplumla uyuşmayacağını her toplumun problemlerinin ve  buna bağlı çözümlerinin ayrı olduğunu bu haseple kendi sistemimizi kadim kültür ve tarihsel müktesebatımızdan teşkil etmemiz gerektiğini savunur. Aksini öneren batıcı düşünce insanlarını da kendi değerlerinden ve ne yazık ki savunduğu Avrupa’nın da değer yargılarında bihaber olarak görür. Ona göre, İslam’ın zaten siyaset, ahlak, cemiyet ve itikat mefhumları köklüdür, işlevseldir ve ıslahata uygundur. Bu yüzden, uygulanmasıyla yarardan çok yıkıma yol açacak taklitçiliğe karşı öz değerleri özveriyle değerlendirmeyi şiddetle savunmuştur. Bu tutarlı ve sistemli düşünce dünyası devrin ve sonraki kuşak İslamcılarına da ilham ve pusula olmuştur. Nitekim kitaba göre, Mehmet Akif ve Muhammet ikbal gibi küresel mahiyetteki şair ve düşünce insanları Said Halim Paşa’nın etkisini bariz bir şekilde taşır ve eserlerinde bizlere yansıtırlar. 

Tabiî ki de her düşünce sistemi gibi Said Halim Paşa’nın da İslamcı vizyonunda bir takım sınırlılıklar görmek normaldir. Ama kendisi sürgünlerle, hapislerle, savaşlarla kısacası insanın ruhunu tarumar edeceği menfur hadiselere rağmen soğukkanlılığını yitirmemiş ve fikirlerine aşırılık veyahut hamaset karıştırmamıştır. Düşünün, doğduğu zaman hala balkanların büyük kısmı Kuzey Afrika’nın çoğunluğu Arap yarımadası ve Kafkaslarda hüküm süren Osmanlı, kendi sadrazamlığı sürecinde yıkılmış ve işgallere uğramış, sadece burasıyla sınırlı değil 300 milyonluk İslam ümmetinin her ferdi ve toprağı işgale uğramıştır. Tüm bu şartları göz önünde bulundurduğumuz zaman bir insanın düşüncelerini hala ilmi dairenin dışına taşırmaması gerçekten de büyük bir ilim ahlakı gerektirir. İsteseydi konumu gereği çok lüks hayat yaşayabileceğine rağmen kendisi İslam âlemi için daha fazla nasıl faydalı olabilirim düşüncesindeydi ve bu minvalde ilk kez nasıl modern bir İslam devleti kurulunun ana hatlarını çizdiği bir eser de yayınladı. Talimle başlayan hayatı talimle devam etti ve bu yüksek şahsiyet bir komitacının kurşunuyla şehit oldu, lakin fikirleri ve duruşu her zaman İslamcı camianın aklı başında düşünen hamasetten uzak olan ilme saygısı olan bireyleri için bir yol gösterici olacaktır. 
 


Etiketler:   

YORUMLAR

Ben robot değilim seçeneğini işaretleyin.

  • Henüz yorum yazılmadı