KUCAKLAŞMA ARACI SİNEMA, YÖNETMEN KAAN ATİLLA TAŞKIN İLE SÖYLEŞİ

Kaan Atilla Taşkın
1988 Trabzon doğumlu. 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Radyo TV-Sinema bölümünden mezun oldu. Plato Film Okulunda Ayla Algan’dan oyunculuk eğitimi aldı. 2013’te İstanbul Tasarım Merkezinde sekiz ay Sinema eğitimi aldı. Daha sonra bazı sinema filmlerinde reji asistanlığı yaptı.
İlk kısa filmi olan Bilyali’yi 2013'te Trabzon’da ailesiyle birlikte çekti. Daha sonra Öğretmenim Nerede? ve Guguk Kuşu kısa filmlerini çekti. Kısa filmleri yurt içinde ve yurt dışında çeşitli festivallerde gösterildi ve ödül aldı.
Yine ailesi ile birlikte Trabzon'da çektiği 'Bulutların Ardında' adlı ilk uzun metraj filmini 2017 yılında bitirdi. Dünya prömiyerini Tahran'da yaptı. Yurt içinde ve yurt dışında festivallerden ödüller aldı. 

2017 yılında 'Karib' adlı kısa filmini bitirdi ve yurt dışında birçok ödül aldı. 
2018’de ise Kültür Bakanlığı ‘genç destekli’ ‘Karadeniz’in Yalnız Nineleri' adlı uzun metraj belgesel filmi yurt içinde ve yurt dışında ödüller aldı. 
2018’de Dandelion Film’i kurdu. 2020 yılında ‘Bulutların Ardında’ filmi TRT2 de yayınlanan Taşkın ardından yine aynı yıl ‘’Tükeniş’’ adlı kısa filmini ve ‘’Emre: Genç Bir Boksörün Hikâyesi’’ adlı ikinci uzun metraj filmini bitirdi. 

Son çektiği filmler ile yurt dışında festivallerde dünya prömiyerini yapan Taşkın  'Emre: Genç Bir Boksörün Hikâyesi' filmi ile de 38. Milano Uluslararası Ficts Festivali’nde İtalya’da ‘’Mansiyon Ödülü'' aldı. 
Kaan Atilla Taşkın, bağımsız sinema yolculuğunda çalışmalarına devam etmektedir.


ÖDÜLLER

Emre - Genç Bir Boksörün Hikâyesi -2020
38th Milano International Ficts Fest, Milan Italy, Mentıon D'honneur. (Mansiyon Ödülü) - 2020

Karadeniz'in Yalnız Nineleri - 2018
13. Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Belgesel Dalı, Mansiyon Ödülü. 2018
3. Türk Dünyası Belgesel Film Festivali, Profesyonel Kategori, Üçüncülük Ödülü. 2018

Bulutların Ardında - 2017
7.Seul Guro Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali, Güney Kore, Seul, Kültürlerarası Film Ödülü. 2019
- Eurasia International Monthly Film Festival, Moscow, Russia, Best Director. 2017
- 5. Antakya Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, (İmera) En İyi Müzik Ödülü. 2017
- 5. Antakya Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Umut Veren Yönetmen Ödülü. 2017

Karib - 2017
6th ASFF, As Film Festival, İtalya, Roma, Özel Mansiyon Ödülü. 2017
- 2th African Smartphone International Film Festival, Nijerya, Lagos, En İyi Kısa Film Ödülü. 2017
- 2th Roma Cinema Doc Film Festival, İtalya, Roma, En İyi Kısa Film Ödülü. 2017

Guguk Kuşu - 2014
. Seul Guro Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali, Güney Kore, Seul, En İyi Kısa Film Ödülü. 2019

Emre, çok istemesine rağmen bisiklete binemiyor. Abisi onu yanına almıyor. Bir çocuğun bakışları bulutlara karışıyor. Evin büyük abisi “Bilyali “ arabasını yapıp Emre’ye veriyor. Doğa hep filmin içinde. İlçeden dönen ağabeylerini Emre “Bilyali” ile karşılıyor. Bu sefer işler tersine dönüyor ve Emre “Bilyali” ile onları geride bırakıyor.
Kaan Bey, filminizden bir bölüm ile başlamak istedim. Rize’den, eğitim, kültür, sanat dergisi çaydan-lık’tan merhaba.
  

Merhabalar, güzel girişiniz için çok teşekkür ederim.  Bilyali filmi benim için çok başka yerde duruyor. Çünkü Bilyali üniversitede çektiğim 7-8 amatör kısa filmden sonra çektiğim ilk ciddi kısa filmim. Ve bu yolculuktaki en temel motivasyonlarımdan birisi.

Sinema yedinci sanat, diğer sanatlardan da besleniyor. Bir dönem Rusya okulları açıldı, günümüzde –belki- Amerikan Sineması zirvede, Türk sineması yüzyılını (2014) tamamladı. Ülkemizde evrensel ödüllere aday gösterilecek filmler yapılıyor.  Kısa film yarışmaları yapılıyor. Sanatsal ve popüler filmler aynı anda gösterime giriyor/du. Bu gelişmelerden hareketle sinema bize ne söylüyor?

Çok geniş kapsamlı güzel bir soru. Ama ben daha çok sinema benim için ne anlam ifade ediyor. Onu açıklamak isterim. Sinema benim için uzun bir yolculuk. Ve bu yolculukta çekmiş olduğum filmlerle içerik ve biçim ilişkisi içerisinde sinemamı keşfetmeye devam ediyorum. Daha yolun başındayım ve yolun sonu nereye varır bilinmez ama yolda olmak en güzeli.
Bir röportajınızda çocukluk ve gençlik dönemlerinde Bruce Lee filmlerini çok izlediğinizden bahsediyorsunuz. Bruce Lee filmleri o dönemin ruhunda sizin çağınızdaki bir genç için ne söylüyordu?

Bruce Lee gerçekten benim çocukluğumun kahramanı. Ve benim sinema ile kurduğum sıkı bağın en temel noktası.
Bruce Lee filmleri çocukluğumda bana asla pes etmemem gerektiğini zorluklar karşısında yılmamam gerektiğini öğretti diyebilirim.

Sanatçı içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemez, öncülü çeşitli sanat dallarında kabul gören bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor. Bilyali özelinde olmak kaydıyla diğer filmlerinizde de yaşadığınız, doğup büyüdüğünüz yörenin insanının sıcaklığı ve hasbiliği hissediliyor. Özellikle başlangıç sürecinde yaşanmışlıklarınızın size/filmlerinize ne tür katkıları oldu?

En iyi bildiğim dünyayı anlatmalıyım diye düşünüyorum. Çoğu filmimde çocukluğumdan esinlendim. Çünkü benim hatıralarımda var olan ve güzel hatırladığım ne varsa yine aynı yörelerde büyümüş herkesin damağında aynı tat var ve filmi izlediklerinde o tadı hatırlamış oluyorlar. Onların izlediklerinde hatıraları canlanırken o yöreyi tanımayanlar için de farklı bir coğrafyanın kodlarını sunuyor oluyorum. Ülkemizin her köşesi ayrı güzel ve hepsinin birbirinden farklı doğası, kültürü ve kendi aralarında oluşturdukları üslupları var. Ve sinema bu hususta duyguyu en iyi şekilde yansıtabiliyor olması hasebiyle bir kucaklaşma aracına dönüşüyor. 

‘Bulutların Ardında’ filminizde gerçek hayatla olan doku ziyadesiyle hissediliyor. Gerçek hayatın gerçek duygularını naif bir şekilde hissettiriyor. Filmlerinizde gerçek hayattan istifade etmeyi önemsiyor musunuz? Yaşantılar sinema karelerinde yerini aldığında nasıl bir dönüşüme uğruyor? 

‘Bulutların Ardında’ filmim Karadeniz’in şehir, köy ve yayla hayatı düzleminde çocukluğumda yaşadığım anılardan beslenerek çekmiş olduğum bir film. Kısıtlı ve zorlu imkânlara rağmen geçmişimdeki bu naif anılardan beslenerek biçim ve içerik arasındaki ilişkiyi doğru temellendirmeye de çalışarak seyirciye doğa ile iç içe, gerçek ile kurgu arasında bir deneyim yaşatmak istedim.
Yaşantılar sinemaya dönüştüğünde bence katlanarak çoğalıyor. Senin senaryo olarak yazdığın yaşanmışlıkla, izleyicinin izlerken belli kesitlerde kendi yaşanmışlığıyla özdeşleştirerek, hatırladığı duygu film bitene dek sımsıkı sarılıyor. Senaryoda var olan birçok duygu izleyici cephesinde mutlaka bir yansımasını buluyor. Sinema duyguların yalnızlığına iyi gelmiştir her zaman. Bu sebepledir ki filmlerimde gerçek hayattan istifade etmeyi her zaman önemserim. 

Sizin yönetmenlik anlayışınıza göre oyunculuk nedir? Oyunculuk eğitiminiz de var. İleride, sizi bir filmde hem yönetmen hem oyuncu olarak görebilir miyiz? 

Oyunculuk benim için terim anlamından biraz sıyrılıyor sanırım. Çünkü sinema filmi için en iyi oyuncu, oyunda olduğunu unutturup canlandırdığı karakteri hissettirendir. Karakter oyuncuda emanet durmuyorsa ve ben artık onu izlerken sadece karakteri görüyorsam oyun bitmiş yazılanı yaşamak başlamıştır. Seyirci de bunu istiyor. Bu doğal akışı ister bir amatör oyuncu yapsın ister eğitimli ve tecrübeli bir oyuncu yapsın seyirciye hissettirdiği duygu önem arz etmektedir.
Evet, sinemaya bakışımı çok yönlü ilerletmek istediğim için oyunculuk eğitimi de aldım. Bir yönetmen olarak sadece kameranın arkasında hissettiğim duyguya hapsolmamalıydım, kamera önündeki duyguyu, esnekliği ve sınırları biliyor olmalıydım ki hem yazarken hem yönetirken alt ve üst sınırlarımı gözetebileyim.
Her filminde olmasa da kısa sahnelerle filmin yönetmenini ucundan kıyısından görmek bende çok güzel bir his uyandırıyor. Ve anı olarak da farklı bir yeri oluyor. Var olan filmlerimde belli belirsiz bulunduğum da oldu. Yeni bir film çekersem ve filmin dokusunda bulunmak hissi içimde oluşursa ve hikâyeye de hizmet ediyorsa kendime minik bir rol yazabilirim.

‘Sinemada Kazanç’ ifadesi size göre nedir? Finansal imkânsızlıklar karşısında sizi yıldırmayan, hep canlı tutan şey nedir? Hikâyeniz bu hususta gençlere de yol gösterici olacaktır. Dijital dünyada meydana gelen gelişmeler film yapımlarında avantajlar ve dezavantajlar oluşturuyor mu?

Sinemada kazanç tamamen filminin takdir görmesi, beğenilmesidir. Finansal açıdan kazanç ise daha iyi şartlarda daha iyi ekipman ve sağlam bir ekiple çalışılabilme imkanı bulmaktır. Benim hevesimi diri tutan ise imkânın kısıtlı olmasına rağmen eserler üretebiliyor olmaktı. Hala öyle mi diye soracak olursanız milyonluk setler kurup arasındaki farkı görme vaktim geldi diye düşünüyorum. Tabi nasip kısmet. J Ama gençlere tavsiyem belli imkânlara ve koşullara sahip olmayı beklemek yerine ellerindeki imkânlarla üretebilmeyi hedef edinsinler.
Evet, kesinlikle dijital dünyada olan gelişmeler film yapımında bizlere daha çok kolaylık sağlıyor. Benim sinema yolculuğumu var kılan en önemli şey diyebilirim. Çünkü büyük bütçelerle ile oluşturulan teknik ekipmanların veya setin yerini örneğin daha minimal ekipmanları kullanarak da filmlerimi çekebiliyorum. Hatta örnek verecek olursam 2013 yılında Bilyali kısa filmimi minimal bir bütçeyle almış olduğum bir kamera ile çekmiştim. Ve başka hiçbir ekipmanım ve bütçem yoktu. 

Pandemi sürecinin her alanda olduğu gibi sinema sektöründe de olumsuz etkileri oldu ve devam ediyor. Bu süreç insanları digital platformlara yönlendirdi. İlerleyen dönemde bu platformlar tamamen salonların yerini alabilir mi? Yoksa sinema salonu her zaman var olacak mı, ne düşünüyorsunuz?

Bir sinema filmi oluşturmak nasıl ki senarist ve yönetmen için bir tutkuysa; sinemayı sinema salonunda izlemeyi tutku edinmiş bir kitle de söz konusu. Bu sebeple bahsettiğiniz konuyla ilgili talebin azalacağını düşünmüyorum. Sinema salonları aynı zamanda kişinin kendine oluşturduğu özel bir alandır. Filmi beyaz perdede izlemenin verdiği lezzeti bir kere bile tatmış olan onun diğer bütün ekranlardan farklı olduğunu bilir. Pandemi döneminde en çok özlenenlerden birinin de filmi sinema salonunda izlemek olduğunu düşünüyorum. Özlem duyanların, bu kısıtlamalar bitiğinde ellerinde sinema biletiyle karanlıkta koltuk numarasını ışıt tutarak bulmamın tadını bile hissedeceklerini düşünüyorum.

Dergimizin bu sayısı ‘’Oyun ve Oyunlaştırma’’ dosyasıyla çıkıyor. Bu kavramların sizde çağrışımları nelerdir? Sinema filmi kurgusuyla oyun kurma arasında bir ilişki kurulabilir mi? 

Parçaları birleştirerek bir bütün oluşturma hususunda aslında her kurgu birbirine benzer. Ama birçok hususta da üslup noktasında ayrışır. Çünkü her alanın kendine has yöntem ve kilit noktaları vardır.
Oyun ve Oyunlaştırmadan bir sinemacı olarak kurmacayı anlıyorum. Mesela çocuklar bir oyun oynarken aslında bir senaryo çerçevesinde oyun oynarlar. Bu açıdan sinema oyununun da bir kurmaca olması hasebiyle sinema ile oyun arasında böyle bir bağ kurulabilir diyebiliriz. Fakat bu oyunun diğer oyunlardan farkı şudur. Normal oyunlar daha çok bir eğlence ve güzel vakit geçirme ihtiyacını karşılarken Sinema ise (kendi sinema yolculuğum)  bazı değerleri ve yaşanmışlıkları didaktik bir yapıya büründürmeden kurulan bir oyundur diyebilirim. 

Kaan Bey, sizinle sinema, film üzerine konuşmak bizi fazlasıyla memnun etti. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. 

Ben de çok teşekkür ederim Onur duydum. (Emeğinize yüreğinize sağlık)